Tanrıçanın Doğuşu

Tanrıçanın Doğuşu

Tanrıça Durga, kötü iblis Mahishasura ile savaşmak için yaratıldı. Brahma, Vishnu ve Shiva üçlüsü, on kollu güçlü bir kadın formu yaratmak için bir araya geldi.

Durga, kutsal Ganga'nın sularından bir ruh olarak ortaya çıktığında, bir araya gelen tüm Tanrılar tarafından ona fiziksel bir form verildi. Yüzü Lord Shiva tarafından, gövdesi ise Indra tarafından yaratıldı. Göğüsleri Chandra tarafından, dişleri Brahma tarafından, vücudunun alt kısmı ise Bhudevi tarafından yapıldı. Varuna kalçalarını ve dizlerini şekillendirdi ve Agni Tanrıça'nın gözlerini yarattı. Böylece o, diğer tüm Tanrıların güçlerinin bir kombinasyonu ile yaratılmış üstün bir güç oldu. Evrenin yaratılmasını, sürdürülmesini ve kötü güçlerin yok edilmesini sağlayan Evrenin “Yüce Annesi” Tanrıça Durga veya 'Mahamaya' doğdu.Sonra Tanrılar ona kendi kutsamalarını ve silahlarını hediye ettiler. Bir savaşçı gibi silahlanmış olan Tanrıça, bir aslan üzerinde savaşa girdi. Sert bir savaşın ardından Durga İblis Kralı üç dişli çatalıyla öldürdü. Cennet ve Dünya onun zaferine sevindi ve üç Dünyada bir kez daha barış sağlandı.

Sanskritçe ‘Durga’ kelimesi bir kale veya güvenli ve korunan bir yer anlamına gelir. Durga’nın bir diğer adı da ‘acıyı ortadan kaldıran’ anlamına gelen Durgatinashini’dir. Böylece onun adı, ona yönelenleri koruyan ve kötülüğü dünyadan uzaklaştıran kişi olarak anılır.Durga on kollu olarak tasvir edilmiştir. Bunlar Hinduizm’deki on yönü temsil eder; ona yönelenleri her yönden korur. Tanrıça her elinde, Mahishasura gibi kötü varlıklara karşı savaşması için Tanrılar tarafından hediye edilen farklı bir silah taşır. Bir elinde Deniz Tanrısı Varuna tarafından kendisine hediye edilen deniz kabuğunu tutar. Diğer iki elinde de Rüzgar Tanrısı Vayu tarafından kendisine verilen ok ve yayı tutar. Başka bir elinde, çarptığı her şeyi anında yok edebilen Indra’nın yıldırımını tutar. Yine başka bir elinde, maneviyat ve sebat sembolü olan nilüferi tutar. Diğer bir elinde, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar kötü güçleri yok edebilen Sudarshan Çakrasını veya diğer adıyla Vishnu’nun Diskini tutar. Yine bir başka  elinde uzun bir kılıç ve kutsal suyu taşımak için Brahma’nın Kamandalusunu ya da bir çömlek taşır. Son elinde ise Mahishasura’ya son ve öldürücü darbeyi vurmasını sağlayan bir silah olan çok güçlü Shiva Trishulunu (zıpkınını) taşır.

Shiva gibi, Anne Durga da üç gözlü Tanrıça anlamına gelen Triyambake olarak anılır. Sol göz arzuyu temsil eder ve ayın huzur ve dinginliğine sahiptir; sağ göz eylemi temsil eder ve güneşin gücünü taşır; ve merkezi göz, ateş gücüyle yanma yeteneğine sahip, her şeyi bilen gözdür. Rakipsiz bir gücün sembolü olarak Ana Tanrıça, en etkileyici vahanalardan (binek araçlarından) birine sahiptir. Genellikle bir aslan ya da dişi aslan olarak tasvir edilen bu hayvan, güç ve gücün kişileştirilmiş halidir ve ormanın tartışmasız hükümdarıdır. Bu nedenle aslan, hayranlık uyandıran ve her şeye gücü yeten Tanrıça için mükemmel bir araçtır. Durga, herhangi bir iblisi bile büyük korkuyla doldurabilecek şekilde Abhaya Mudra veya cesaretin gücü adı verilenpozda aslanının üzerinde durur.

DURGA MİTOLOJİSİ

Asuraların kralı Rambha, bir dişi bufalodan hoşlanır ve onunla evlenmeye karar verir. Bir süre sonra bir oğulları olur.

Bu çocuk, Mahisha “manda” anlamına geldiği ve bir bufalo ile bir asuranın oğlu olduğu için Mahishasur olarak adlandırılır. Bir asura veya iblis olarak insanüstü güçlerle doğmuştur. O zamanlar Devalar (Tanrılar) ile Asuralar azılı düşmanlardı.
Her zaman birbirleriyle kavga ediyorlardı ve genellikle kazanan taraf Tanrılar oluyordu. Mahishasur büyüdüğünde, bu durumdan hiç hoşlanmadı. Rambha’ya ‘Baba, neden hep tanrılara karşı kaybediyoruz? Çok büyük ve yenilmez olduklarını düşünmeye başladılar,” dedi. ‘Bunu değiştirmek zorundayız. Keşke o kadar güçlenebilseydim ve bu kibirli Tanrılar bile bana dokunamasalardı. Keşke tüm yaratılmışların en güçlüsü olabilseydim!’ diye ekledi.

‘Kutsamamı aldın oğlum’ dedi babası. ‘Belki bir gün bunu başarırsın.’

Böylece o günden sonra Mahishasur’un gece gündüz tek düşünebildiği, Tanrılardan nasıl daha güçlü olunacağı oldu. En sonunda aklına bir fikir geldi.

“Buldum!” diye bağırdı. ‘Neden daha önce düşünemedim ki? Sıkı bir oruç ve duaların bir insanı çok güçlü kıldığını herkes bilir.”

Mahishasur hemen uzun bir meditasyona başladı. Yemeyi bıraktı ve bir ağacın altında tek ayağı üzerinde durarak yaratıcı Brahma’ya dua etmeye başladı. Yıllar geçti ve Mahishasur hiç kımıldamadan orada durup dua etmeye devam etti. Ve ne kadar uzun süre ayakta kalırsa, o kadar çok güç kazandı. Çok geçmeden, bu kefaretiyle elde ettiği gücün üç dünyaya da yayıldığı zaman geldi. Yaratıcı Brahma bile onun varlığını hissetti.Brahma kendi kendine, “Mahishasur çok uzun zamandır bana büyük bir bağlılıkla dua ediyor,” dedi. ‘Ödüllendirilmeyi hak ediyor.’Asura’nın oruç tuttuğu yere doğru yola çıktı. Mahishasur onun varlığını hissetti ve gözlerini açtı. Brahma’nın orada durduğunu görünce ayaklarına kapandı ve “Rab, buraya gelmekle beni çok onurlandırdın.

Bu, bağlılığımı tanıdığın ve dualarıma cevap verdiğin anlamına geliyor.’Brahma kutsama için elini kaldırdı. “Gerçekten de uzun ve özverili kefaretinden çok etkilendim. Yıllarca oruç tuttun ve bana dua ettin. Sana bir nimet vermek istiyorum. Arzu ettiğin her şeyi isteyebilirsin.” Mahishasur’un kalbi sevinçle hopladı. “Tanrım, nezaketiniz için teşekkür ederim,” diye yanıtladı hemen. ‘Tek istediğim ölümsüz olmak!’Brahma gülümseyip başını iki yana salladı. ‘Oğlum, istediğin şey mümkün değil’ dedi nazikçe. “Doğmuş her canlı ölmek zorundadır. Başka bir şey düşün. Sana bir nimet vermekten mutluluk duyacağım.” Mahishasur ilk başta hayal kırıklığına uğradı, ama hemen düşündü. Bir yolu olmalı, dedi kendi kendine. Belki beni ölümsüz kılacak bir nimet isteyebilirim. Bir süre sonra Brahma’ya sordu,  “Tanrım, eğer beni ölümsüz yapamıyorsan, bir  insan ya da bir Tanrı tarafından öldürülemeyeceğim lütfunu bana bahşeder misin? Eğer ölmem gerekiyorsa, bu sadece bir kadının elinden olmalı.” Devasa bir iblis olarak, hiçbir kadının onu öldürecek kadar güçlü olmayacağından emindi. “İstediğin gibi olacak,” dedi Brahma. “Ölümünle ancak bir kadının ellerinde karşılaşacaksın.”

Mahishasur ellerini kavuşturdu ve Brahma'nın önünde eğildi. "Bu büyük nimet için sana teşekkür ederim, Lordum," dedi. Brahma ayrıldığı anda, Mahishasur zaferle bağırdı ve zıpkınını havada salladı. "Şimdi bu zayıf Tanrılara üç dünyanın da gerçek hükümdarının kim olduğunu göstereceğim!" diye bağırdı. 'Kimse kafamdaki bir saç teline bile zarar veremez, ha-ha!' Korkunç kahkahası tüm dünyayı sardı. Ve Mahishasur kendi korku saltanatını kurmak için hiç zaman kaybetmedi. Devasa bir Asura ordusu topladı ve Dünya sakinlerine eziyet etmeye başladı. Yolcuları dövdüler ve eşyalarını çaldılar. İnsanların evlerine girip istediklerini aldılar. İnsanlar karşı koyarsa veya onları durdurmaya çalışırlarsa, hiç düşünmeden öldürdüler. Kısa sürede, Dünyanın tüm sakinleri bu şeytanlardan korkarak yaşamaya başladı. Mahishasur'un yenilmez olduğu ve kimsenin ona zarar veremeyeceği haberi her yere yayıldı.Tüm ölümlüleri bastırdıktan sonra Mahishasur, tanrılara meydan okumaya karar verdi. Bütün generallerini toplantıya çağırdı. "Tanrılar her zaman bizi kontrollerinde tutmaya çalıştılar," diye gürledi. 'Ama şimdi farklı bir hikaye yazacağız. Brahma'nın nimetine sahibim. Hiçbir insan ya da Tanrı bana zarar veremez.'

“Savaşa hazır olun arkadaşlar. Yarın Indra’nın başkenti Amravati’ye saldıracağız,” diye bağırdı.

Asuras ordusu, bu emre sadık kalarak ve kazanacaklarından emin olarak Amravati’ye saldırdı. Tanrılar yaklaşan saldırıyı duymuş ve oldukça endişelenmişlerdi. Brahma’ya danıştılar.“Yapabileceğim çok az şey var” dedi yüzünde ciddi bir ifadeyle. “Mahishasur’a yenilmezlik nimetini bahşeden bendim. Keşke niyetini önceden tahmin edebilseydim.”  Yine de Brahma savaş alanına Vişnu ve Şiva ile birlikte geldi. Mahishasur büyük bir bufalo şeklini almış ve iblisleri yönetiyordu.Ve dehşet verici bir şekilde, tanrıların tüm ilahi silahları, onun gücü karşısında işe yaramaz hale geldi. Vishnu, güçlü topuzuyla ona vurdu. İblis sersemlemişti ama aslan şeklini alarak tekrar yükseldi. Sonra Vishnu kafasını kesmek için çakrasını fırlattı ama çakra geri döndü, ona hafif bir kesik bile atamadı. İntikam için Mahishasur Vishnu’yu yere devirdi. Son çare olarak, Indra yıldırım vajrasını şeytana fırlattı. Ama Mahishasur’un hala orada gülerek durduğunu görünce şok oldu! Indra’nın güçlü yıldırımı hafif bir esinti gibi üzerinden geçmişti. Mahishasur şsonra tekrar dev bir bufalo şeklini aldı ve saldırısını iki katına çıkardı. Tanrılar artık umutsuzluk içinde kaçmaya başladılar.

Asura ordusu sevinç çığlıklarıyla Tanrıları cennetten kovdu. Indra’nın sarayını işgal ettiler ve korkunç zafer şarkılarını söyleyerek Amravati sokaklarına döküldüler. “Artık üç dünyanın efendisiyim!” diye bağırdı Mahishasur, Indra’nın tahtına otururken. Artık Mahishasur’un zulmünü kontrol edecek kimse kalmamıştı. Her istediğini yaptı ve Dünya halkı bu nedenle çok acı çekti. Tanrılar acıklı bir durumdaydı. Yıllarca dere tepe oradan oraya dolaşıp durdular. Sonra bu sürgünden bıkmış ve yorulmuş olanlar, Cennete dönebilmek için şeytanı yok etmenin bir yolunu bulmak adına Şiva, Vişnu ve Brahma üçlüsüne danışmaya karar verdiler. Vishnu, “Üç dünyada yaşayan tek bir kadın bile bu kötü yaratığı yok edecek kadar güçlü değil. O nedenle böyle bir kadın yaratmak için birleşik güçlerimizi kullanalım.” dedi. Çaresiz tanrılar gözlerini kapattılar ve tüm düşüncelerini bu yenilmez kadını yaratmaya odaklamaya başladılar. İlahi güçleri ve derin konsantrasyonları işe yaradı ve kısa süre sonra gökyüzünde ateşli bir ışık sütunu belirdi. O kadar parlaktı ki, Tanrılar bile ona bakmayı imkansız buldu. Bu, onların birleşik güçlerinden üretilen bir saf enerji kütlesiydi. Ondan Mahishasur’u yenecek kadar güçlü bir Tanrıça yarattılar. Shiva yüzünü yarattı, Vishnu kollarını verdi ve Brahma ona bacaklarını verdi. Süt okyanuslarının tanrısı ona kırmızı bir sari ve elmas bir kolye verdi.

Vishwakarma ona kendi yaptığı küpeler, bilezikler ve diğer mücevherleri sundu. Böylece tüm tanrılar ona çeşitli süs eşyaları sundular.

Güzelce giydirdikten sonra Vishnu, ‘Onu özel güçlerimizle ve yenilmez silahlarla donatalım’ dedi. Ona kendisininki gibi bir çakra vererek işe başladı. Shiva ona bir trident ve Brahma da kutsal Ganj suyuyla dolu bir kamandal verdi.Varun ona sürekli açan nilüfer çiçekleri ve güçlü bir deniz kabuğu hediye etti. Agni ona binlerce kişiyi öldürebilecek bir silah olan sadagni’yi sundu. Vayu ona bir yay ve sonsuz sayıda ok içeren bir sadak verdi. Indra ona kendisininkine benzer bir yıldırım verdi. Vishwakarma onu bir baltayla, Yama bir kılıçla silahlandırdı ve Kuber ona bir bardak şarap verdi. 

Surya ona kör edici ışınlarını sundu. Tvashta ona ilahi topuz olan kaumodoki’yi verdi.Bu şekilde, tüm Tanrılar ona farklı silahlar hediye ettiler.Sonunda, dağların Tanrısı Himalaya, ona binmesi için bir kaplan verdi ve ona Mahadevi veya Durga adı verildi. Onların kutsamaları eşliğinde Durga kaplana bindi ve Mahishasur’u yok etmek için yola çıktı. Amravati’ye yaklaşırken, dağları sarsan ve denizlerde devasa dalgalar yaratan güçlü bir kükreme çıkardı. Mahishasur bu sesi duydu ve askerlerinden neler olduğunu öğrenmelerini istedi. Bir kadının kendisine meydan okuduğunu duyunca güldü ve ‘”Gidin ona onunla evlenmekten mutlu olacağımı söyleyin” dedi. Habercileri teklifi getirdiğinde, Tanrıça cevap verdi, “Kralına söyle, onunla evlenmeye hevesli sıradan bir kadın değilim. Ben Mahadevi ve kocam Mahadeva’dır. Ondan Amravati’den ayrılmasını ve dünyanın altındaki yerine geri dönmesini istemeye geldim. Gitmezse, onu yok edeceğim!’ Bu cevabı duyunca Mahishasur öfkeye kapıldı. Önde gelen savaşçıları kendilerinden emin bir şekilde, “Majesteleri, izin verin bu aptal kadının işini gidip biz halledelim” dediler. O sizin ilgilenmenize bile değmez.”

Asuralar Mahadevi ile savaşmak için yola çıktılar. Ancak, güçleriyle övünen bu savaşçıların şaşkınlık ve dehşet içinde kalsalar da birbiri ardına işleri bitti. İblis kral haberi aldı ve daha da öfkelendi. “Korkaklar ve zayıflar! Sadece bir kadına karşı duramadılar. Bu sefil dişinin işini kesin olarak ben halledeceğim!” diye gürledi. Önce kurnaz bir biçimde, Mahadevi’yi etkilemek için yakışıklı bir adam şekline büründü.Mümkün olan en tatlı ses tonuyla “Güzel bayan, neden kaba bir adam gibi dövüşmek istiyorsun? Neden benimle – Cennetin kralı ile –  evlenmiyorsun,?” dedi. “Bütün bu silahları bir kenara at ve gel, bir kraliçe gibi yaşa.”Durga onu sert bir şekilde reddedince, Mahishasur bir Asura ordusu toplayıp, onlarla birlikte Tanrıçaya saldırdı. Bunu gören Durga da, nefesiyle kendine büyük bir asker birliği yarattı. Mahishasur bildiği tüm hileleri denedi. Tanrıçayı şaşırtmak için sürekli şekil değiştiriyordu. Bir adamken aslan, sonra fil oldu. Ama her seferinde Mahadevi silahlarıyla onu ağır şekilde yaraladı.Savaş tam dokuz gün sürdü. Sonunda Tanrıça, tekrar büyük bir bufalo şeklini alan Asura’yı Shiva’nın zıpkınıyla öldürdü. Vishnu’nun ona verdiği çakrayla da kafasını kesti.

 Böylece Dünyayı Mahishasur’un zulmünden kurtarmış oldu. Indra ve diğer Tanrılar tekrar Cennete döndüler ve her şey yine yoluna girdi. O zamandan beri Durganın başarısı, her yıl Navratri dönemi sırasında kutlanır ve kendine Mahishasur Mardini olarak hitap edilir.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment
  Subscribe  
Bildir