Maha Shivaratri

Maha Shivaratri

Shiva dediğimizde, Swayambhu kavramına yani “kendiliğinden olan” ya da “aslında olmayan” anlamlarına işaret ediyoruz. Olmayanın belirli bir zamanı yoktur. Bir şeyden doğmaz. Hep oradadır. İşte Shiva böyledir. Olmayan haliyle vardır ve hareketsizdir.

Sonra yaratıcı Brahma gelir ve yaratmaya başlar. Galaksileri, gezegenleri, yaşam formlarını ve insanları yaratır. Her şey ondan doğar. Yaratım harekete geçince, olduğu yerde durmakta olan Shiva gözlerini açar ve yaratılanlara bakar. Gözlemlemeye devam ettikçe, insanların acılar, sıkıntılar, hastalıklar ve dert tasa içinde olduklarını fark eder. Arada nadiren de olsa mutluluk ve keyif de görür ancak yaratılanın bütününü hiç beğenmez.

Bunu kimin yaptığını öğrenmek için çevresine bakarken, Brahmayı görür. Brahma büyük bir gurur ve mutlulukla yarattıklarına bakmaktadır. Sonra sadece iki gözle olan biteni izlemesinin yeterli olmadığını fark eder, kendisine dört yöne bakabilecek dört kafa yaratır. Gözünden hiçbir şeyi kaçırmak istemez. Daha sonra da sadece kendini taçlandırmak için beşinci bir kafa daha yaratır.

Shiva bu kadar mutsuz bir yaratımı gururla izleyen Brahma’ya çok kızar. Brahma’ya saldırıp, beşinci kafasını kılıçla keser. Brahma acı içerisinde sorar:

– Bunu bana neden yaptın ki?

Shiva yanıtlar :

– Bu yaratımdan utanç duymuyor musun? İnsanlar büyük acı ve sıkıntı içinde…

Brahma der ki :

– Ben acı ya da mutluluk yaratmadım. Sadece yarattım. Bunu nasıl yaşayacakları onlara bağlı… Bu, onların zihinlerinde…

Shiva sorar :

– Peki zihinlerini kim yarattı? Onu da sen yarattın.

Brahma itiraz eder :

– Zihnin kendi özellikleri yoktur. Sadece var olur. İnsanlar onu kullanarak mutlu ya da mutsuz olabilirler. İnsanlar onu kullanarak zevk alabilir ya da acı çekebilirler. Bu onlara kalmıştır.

Bunun üzerine Shiva kendi zihnini gözlemlemek için gözlerini kapar ve zihnine odaklanır. Farkındalığı belirli bir seviyeye ulaştığında – yaratımın tamamen insanların özgür iradesine bağlı olduğunu anladığında – öyle bir coşku ile dolar ki, ayağa kalkıp dans etmeye başlar.

Dans ederken, tam da coşkusunun zirvesindeyken tam durağanlığı yaşar ve aslında dans etmenin de gerekli olmadığını fark ederek, tam durağan hale geçip, oturmaya geçer.

İşte bu hareketsiz, durgun, sessiz hale bürünme zamanı olarak Maha Shivaratri gecesinden söz edilir. İşte bu coşku içinde dans eden ve sessizlik içinde duran iki hal, dönüşümler halinde devam eder. O nedenle Shiva’yı bazen dans ederken (Nataraj) bazen de sakince otururken gözlemleriz.

Shiva’nın YIKICI olmasından söz ederken, Dünyayı yıkmasından değil, sizin Dünyanızı yıkmasından söz ederiz. Sizin Dünyanız, temelinde geçmiş deneyimleriniz ve kayıtlarınızın birikimidir. Geçmişin bugüne taşınması, sadece düşünce süreciniz aracılığıyla olur. Ve bugüne ulaşan kayıtlar, kendilerini arzu ettikleriniz aracılığıyla geleceğe de yansıtırlar. Sizin “arzu” diye bildikleriniz, aslında geçmişinizin abartılı bir versiyonudur. O nedenle geçmişin yıkılması, şimdiki anın yaşanabilmesi için esastır.

Bu tek çıkış yoludur.

Mutlak dinginlikte, geçmiş diye bir şey yoktur.

Mutlak harekette, geçmiş diye bir şey yoktur.

Shiva’nın bulduğu iki temel geçiş yolu bunlardır.

O nedenle biz de Maha Shivratri gecesi hem en coşkulu dansların, hem de en sakin meditasyonların kapılarını çalacağız.

Kimler Neler Demiş?

Please Login to comment
  Subscribe  
Bildir